Bir fincan kahve ile..


Geceydi yine…

Ve yine karanlık…

 Karanlık, tıpkı anılarımızın üstünü örten anılarımız gibi.

Düşündüm uzun uzun, sığamadım içime ve geceye. Bir şey yapmalı dedim bir şey,

Şimdi şu anda nefes aldığımı yaşadığımı varolduğumu hissedebileğim bir şey!

Bana,  her şeyi hatırladığımda ya da unutmak istediğimde bazı kesitleri, belki hataları yani yaşanmışlıkların pişmanlık olanlarına katlanabileceğim bir şey…

Yaşıyorum işte her şeye rağmen ayaktayım burada, şimdide, şu an da varım diyebileceğim bir şey.

Yalnız değilim ben varım benimle, yarınlar var hatta belki güzel günler olduğunu iliklerime kadar hissedebilec eğim bir şey…

Evet bir fincan Türk kahvesi, köpüklü hem de…

Bütün mucizelere eş-tir bir fincan Türk kahvesi. Bazen dindirir içinizde dayanılmaz sandığınız en derin sızıları. Evet, sadece bir fincan Türk kahvesi! Her yudumda unutabilirsiniz bazen unutmak istediğiniz ne varsa. Bazen bir yudum umut diye haykırmak istersiniz ya hani, işte o yudumu hissedebilirsiniz kahvenizin her yudumladığınızda.  Yeterki bunu isteyin.  Evet, sadece bir fincan kahve ile yaşama dair kaybettiğiniz sevinci hissedebilir, belki de yeniden başlayabilirsiniz.

Her yudumda bir mucize!

Evet, bir fincan kahveye bu kadar anlam yüklenir mi peki?

Yüklenir…

Eğer arkanıza dönüp baktığınızda boşa geçen koca bir ömür görüyorsanız ve yüklediğiniz tüm anlamlarda bu ömür kadar boş çıkmışsa şayet;

İşte o zaman tüm anlamları bir fincan kahveye yükleyip yatırımı kendinize yapar ve içersiniz her dara düştüğünüzde bir fincan kahveyi şifa niyetine… Onca anlamı ve derinliği artık insanlara hissetmekten korktuğunuz tüm manaları kendinize sunarsınız bir armağan gibi, sadece bir fincan kahve ile…

Çünkü hayat öğretir size, her şeyin ve herkesin gelip geçici olduğunu. Varlığınızdan ve An’dan başka çok fazla gerçek olmadığını. Huzur duyduğunuzda bile korkup acaba gerçek mi diye sorgulamanın acısını öğrenip, yalnız yapayalnızken, bir fincan kahveyle huzur bulup yetinmeyi öğrenirisiniz nice nice sızıdan sonra…

Ağırdır geceler özellikle geceler ve biz geceleri pek fazla uyuyamayanlar için özellikle…Bir fincan kahve yeter mi bu ağırlığı taşımaya, bu derin yalnızlığa?

Evet yeter, yeterde artar bile…

Onca yenilgiden ve acıdan sonra, kendinize sunduğunuz bir ödül gibi hem de nası gider sadece bir fincan kahve. Ve bazen bir ömür gözlerinizden geçer o kahvenin her yudumunda. Başınız dik, omuzlarınız çökük olsa da, yalpalayarakta olsa… Oysa mağrur duruşunuzu bozmadan ne zordur o elbiseyi üzerinde taşımak.

Bazı insanlar hep geç kalmıştır hayata. Benim gibi, BABAM gibi. Hep durup düşünmekten bir adım ötesinde bekleyenin bilinmezliğinin korkusundan, daha çok hata yapmamak adına hep geç kalır bu yüzden… Hep geç kalınır mı? Ama her şeye?

Ben hep geç kaldım…

Siz kalmayın diye yazıyorum bunları belki… Çünkü geç kalmak, az fark etmek yaşamın kısalığını ve gelip geçiciliğini, acı veren bir şeydir.

Düşünüyorum da ölüme de geç kalınır mı acaba?

Ben hep geç kaldım ama kimbilir belki de benim sonumda ölüme erken yaşama geç kalmaktır BABAM gibi… Yaşamın garip bir adaleti var, her şeye geç kalırda ölüme erken kalınır mı?

Kalınır…

Şimdi benim için bir kahve yapın bol köpüklü… ve her yudumda düşünün yazdıklarımı, yaşamınızı ve geç kaldıklarınızı… Sonra daha erken olanları yakalayın ensesinden ve alın!

Kahveler benden…

Kırk yıllık hatırına gelsin güzellikler…

Önce benden size, sonra da yaşamın hediyesi olsun tüm geç kalınmayanlara…

 

ÇİLEM GÜLER ARSLAN

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2679