`Koçgiri` Okuma Notları


Sibel Cemali`ye en derin sevgilerimle...
Sibel Cemali

‘Koçgiri’ Okuma Notları

*Koçgiri\r\n romanı, bugünü geçmişe bağlayan bütün bağları, bütün düğümleri çözdürüp\r\n yeniden bağlatır okura. Böylece günümüz genç kuşaklarının sorduğu, \r\nyanıtını alamadığı ve bazen de anlamakta, açıklamakta zorluk çektiği pek\r\n çok olaya açıklık getirir, fener tutar ona. Günümüz sorunlarının \r\nbaşında gelen Kürt Meselesinden tutun da Maraş- Erzincan- Sivas- Çorum \r\nolaylarına hatta yakın tarihimizdeki Madımak kıyımına kadar her şeyi \r\noradan bakıp yerli yerine oturtmamıza olanak tanır.

*Taki Akkuş,\r\n ciddi bir misyona soyunur, fenerini geçmişe tutarak. Işığın konisinde \r\naydınlananları tek tek çözümler, neyin ne olduğunu ince ince önümüze \r\nserer.

* Bugün kökleri bölgeye uzanan, ancak zayıflayan bağlar \r\nnedeniyle öz kültürüyle arasına mesafe girmiş, giderek ne olduğunu \r\nunutmuş ve ciddi bir kimlik bunalımına düşmüş bireylere kendi gerçeğini \r\nyeniden anımsatır. Hem de Koçgiri Ayaklanması gibi büyüklerimizin \r\nanneannelerimizin, dedelerimizin belleklerinde hiç silemedikleri ve \r\nyaşadıkları sürece içlerinde bir bitmez, iyileşmez yara gibi taşıdıkları\r\n o kara, o zalim olay üzerinden yapar bunu…

Onca kıyıma, \r\nateşlere, idamlara, yok saymalara karşı ayaktasın demek ister yazar, güç\r\n sende! Sen de Nezo gibi yeniden ayaklarının üstünde yükselebilirsin, \r\nkendini, damarlarında dolaşan atalarının kanından cesaret alarak yeniden\r\n var edebilirsin. İşte senin ‘kim’liğin bu!

* Romanına ana ekseni\r\n olarak Koçgiri Ayaklanmasını almıştır yazar. Koçgiri Ayaklanması özetle\r\n 1920’de İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da geniş bir alana yayılan Koçgiri \r\naşireti ile Dersim(Tunceli) yöresindeki aşiretlerin ‘Bağımsız Kürdistan’\r\n fikri üzerinde birleşip anlaşarak başlattıkları bir ayaklanmadır. \r\nAyaklanma, Ankara Hükümeti’nin görevlendirdiği Merkez Ordu Komutanı \r\nNurettin Paşa’nın emrindeki bir orduyla çok kanlı bir şekilde \r\nbastırılarak son bulur.

*Akkuş, ayaklanmaya dar bir çerçeveden \r\nbakmamıştır. Ayaklanmaya götüren süreçleri geniş bir bakış açısıyla ele \r\nalmıştır; bir İmparatorluğun dağılma sancılarını, yeni kurulmakta olan \r\nUlus Devleti’nin yaşadığı sıkıntıları, kıstırılmışlığı, emperyalist \r\ngüçlerin oyunlarını teker teker dökmüştür ortaya. Ermeni ve Kürt \r\nhaklarının düne kadar iç içeyken nasıl olup da bir anda düşman \r\nedildiğini bütün ayrıntılarıyla-yer ve kişi isimleriyle- ele almıştır.

Şunu\r\n da sordurtuyor yazar bu arada okura; nasıl olmuştu da Kurtuluş \r\nSavaşında cephede Türklerle ve öteki halklarla omuz omuza mücadele \r\nvermiş olan Kürtler tam da böylesi bir dönemde ayaklanmışlardır? Bu \r\ntoprakların asli unsurları olarak kendilerini görmemişler midir? Peki, \r\nneden? İşte bu soruda durmak gerek. Cumhuriyet’ten öncesine kadar ucunun\r\n dayandığı bir sorundur bu mesele. Ancak Batı Medeniyetleri seviyesini \r\nölçüt almış yeni genç ‘Ulus Devlet’i bu sorunu ne yazık ki kanla \r\nçözeceğine inanmıştır. Ve bu hep böyle sürüp gitmiştir. Kartopunun \r\nyuvarlana yuvarlana büyümesi gibi günümüze gelmiştir. O günden bugüne \r\nderinleşerek gelen ‘Kürt Meselesi’ hala ciddi bir sorun olarak orta \r\nyerde durmaktadır. Son otuz yılda giderek şiddetlenen savaşta ne yazık \r\nki kırk bin vatandaşımızı kaybettik. Bunun büyük bir bölümü yirmi yaşına\r\n yeni giren gençlerden oluşmaktadır.

*Taki Akkuş bütün bu \r\nmeseleleri roman kurgusu içinde ele alırken belgelere dayanır. Kitabın \r\nsonuna ilave ettiği belgelerle bunu sağlam bir zemin üzerinde yükseltir.
(Bu belgeler belki kitap içerisinde dipnot olarak verilebilirdi)

Ayaklanmaya\r\n bizzat katılmış olan köylülerden Sıdıki Sedo gençleri etrafına \r\ntoplayarak şöyle der: “Geçmişi çok iyi bilmek gerek. Bilmek gerek ki \r\ngeçmişte yapılan yanlışlıkları bir daha yapmasın kimse” (s.213) Romanın \r\namacını ortaya koyan önemli iki cümledir bunlar.

* Anadolu’daki \r\nyoksulluğun, adaletsizliğin, kötülüğün, yıkımın, kıyımın nedeni Batılı \r\nemperyalist güçler ve onların yerli işbirlikçileridir. İşte böylece Nezo\r\n ana karakter olarak sahneye çıkar. Köyün ağası Mirza Ağa’nın \r\nkötülükleri, ahlaksızlıkları, zalimlikleri köylüyü illallah ettirmiştir.\r\n Gömleksiz Abbas, oğlu Nezo’yu ağanın maiyetine vermez, çalışması için \r\nonu şehre gönderir. Ancak Mirzo Ağa bunu kendince törenin dışına çıkmış \r\nolarak görür ve Gömleksizi cezalandırır. Deve dikeni dövenine bir eşekle\r\n beraber bağlar onu. Nezo’nun içi kan ağlamaktadır. Şehirde patron köyde\r\n ağa, Nezo’ya göre her ikisi de kötülüklerin temsilcisidir. Kör Rifo’nun\r\n yanına giden Nezo. Dağa çıkmadan önce ondan nasihatler alır. Kör Rifo \r\ngeçmişte olanları anlatır ve ardından şöyle der: “Biz davayı kaybedince \r\nisyancı olduk, çete olduk, eşkıyaya çıktı adımız yeğenim. Ya \r\nkazansaydık?” (s.282)

*Romanın bütününe baktığımızda Nezo’nun dağa çıkmasına zemin hazırlayan iki etken göze çarpar:

a-Geçmişteki\r\n olaylardan-tarihten- ders alarak aynı hatalara düşmeden sömürü düzenine\r\n ve sömürücülere karşı durabilme gücü: Sıdıki Sedo ve Gömleksiz Abbas’ın\r\n anlattıkları (Koçgiri Ayaklanmasının nasıl zalimce bastırıldığı, hile \r\nve aldatmalar vb haksızlıklar)

b-Paylaşımcı bir \r\ndünya özlemi: Şehirde aç, sefil ve kalacak yeri olmadığında kendisine \r\nkalacak yer sağlayan, karnını doyuran öğretmen ve arkadaşlarının \r\nkitaplardan okudukları ve anlattıkları.

Nitekim eski eşkıyalardan\r\n Kör Rifo’dan destek alarak dağa çıkan Nezo böylece bu halkayı tamamlar.\r\n Yani Nezo’nun aydınlanması ve eyleme geçmesi sağlanmış olur.

*Yazar,\r\n romanın sonunda yine de Nezo’yu feda etmeye kıyamaz; Mirza Ağa nehre \r\natlayıp boğulur, böylece Nezo hapse atılmaktan da kurtulmuş olur.

*\r\n Dağların, ovaların, evlerin, ağaçların, kuşların ve daha pek çok \r\npastoral ögenin varlığını, sessizliğini, sesini öyle bir yansıtır ki \r\nbize yazar, bunlar adeta canlanır. Okur, bu atmosfer içerisinde \r\nilerlerken yöreyi ve oradaki yaşamı, gelenekleri de tanımış olur. Öte \r\nyandan yazarın bütün bunları iyi bildiğini de bir kez daha anlar ve \r\nböylece roman inandırıcılığını bir kat daha artırır, güçlenir.

*Akıcı bir dille anlatılan olaylar deyimler, deyişler, atasözleriyle de renklenip daha bir gerçeklik kazanır.

Koçgiri romanıyla Taki Akkuş bizlere\r\n yeryüzündeki eşitsizliklere, haksızlıklara, yanlışlıklara, zulme \r\ngözlerimizi yeniden çevirir. Hem de tarihimizdeki en karanlık, en \r\nzalimane olayıyla yapar bunu, Koçgiri Ayaklanmasıyla.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1509